Hep beden sağlığı mı konuşacağız? Ruh sağlığının da bir konuşanı, tartışanı olmalı.

Fiziksel sağlığın büyük kısmı ruhsal durumun beden üzerindeki tezahürüdür. Sinirli, stresli insanlardaki kalp krizi riski neden fazladır ve neden üzüntülü, mutsuz insanlar tüberkiloz olurlar genelde.

Hep beden sağlığı mı konuşacağız? Ruh sağlığının da bir konuşanı, tartışanı olmalı.
Hep beden sağlığı mı konuşacağız? Ruh sağlığının da bir konuşanı, tartışanı olmalı. admin

Fiziksel sağlığın büyük kısmı ruhsal durumun beden üzerindeki tezahürüdür. Sinirli, stresli insanlardaki kalp krizi riski neden fazladır ve neden üzüntülü, mutsuz insanlar tüberkiloz olurlar genelde. Mutlu, pozitif insanlar neden verem olmaz? Hep duygusal faktörlerin büyük roller aldığı hastalıklardandır bunlar. Duygusal sağlık o kadar önemlidir ki, enfeksiyonel hastalıklara sebep olmasalar da, hastalığın süreci, şiddeti konusunda yine konuşulmayı hakedecek kadar etkilidirler.

Eskilerin ihtiyarlarını getirin gözlerinizin önüne. Evet aksi olup, ikide bir torun torbaya fırça kayanlar vardı. Ama genelde, kısık sesle konuşan, meseleleri sulh yoluyla halletmeye çalışan, kötü haber alsa da sakin karşılayan yumuşak insanlardı o tonton dedeler, tontiş nineler. Yaşayanlara Allah ömür bereketi versin, ölmüşlere rahmet etsin. Şimdinin yaşlılarını biz zaptetmekte zorlanıyoruz bazen. Kavgacı, sinirli, birleştirici olamayan ayırıcı ihtiyarlarımız oldu. Bu, evlatların evlilik hayatlarına, torunların tüm hayatlarına mâl olsa da, vazgeçmeyi düşünmüyorlar bu huydan.

Politik, ideolojik, kültürel, dini, sanatsal, sportif, milli ve daha bir çok ayrıştırıcı konu malesef artık sosyal medyada insanlara, oturduğu yerde stres yaşatıyor. Biz bilmiyoruz ama belki birileri, o 15 inçlik bilgisayar ekranına veya 5 inçlik telefon ekranına bakarken sinirden kalp krizi geçirip ölüyorlardır. Ben elindeki telefonu sinirlenip yere vurup kıran birini görmüştüm. 10 adım kadar yürüyüp gitti, sonra geri dönüp aldı telefonunun parçalarını yerden.

Bahçesinde mangal yapanın dumanından is olan çamaşırlar, kokan evler, üst katınızdan silkelenen halılar, gecenin saat 2 sinde üst katınızda koşturan bir çocuk, uyandığınızda kapınızın önündeki arabanızın çizilmiş kaportası, köpeğine sokakta kaka yaptıran adam, size omuz vurup, sonrada "ne baktın birader, bişey mi var" diyen kişi, ters yönden gelip sizden geri gitmenizi isteyen sürücü, aldığınız onca şey için küçük poşet veren kasiyer, paranızın üstünü size unutturmaya çalışan dolmuş şoförü..... zaten böyle sorunlarımız vardı bizim. Şimdi bir de sosyal medyada sorunlarımız var. Fenerbahçe-galatasaray mevzusunda tartışıp, kavga etmek için buluşanlar, hükümete sövüp sayıp, evine gelen polis tarafından götürülenler, çocukluk arkadaşlarıyla fikir tartışması yapıp engelleyenler, akrabasının kendisini kızdırmak için paylaştığı iletiye kızıp akrabalık ilişkisini kesenler, malesef hem bu dünyada, hem ahirette bedelini ödeyecekler. 

Sosyal medya, antisosyal takipçilerini üretedursun, diğer tarafta sosyal olmayan medya tarafından, kavga, şiddet, tartışma, küfür, dedikodu, gıybet odaklı, giyim kuşam, yemek, gelin kaynana yarışma programları ile topluma pompalanan "kavga kültürü" ve gencecik kızlara bile, "sen neyin kafasını yaşıyosun aabi" dedirten iğrenç bir jargon ile karşı karşıyayız. Tıpkı gıda terörü ile zehirlenen bedenlerimiz gibi, malesef ruhen de "yavaş yavaş" değil, hızla zehirleniyoruz. 

Artık öfkeliyiz, tahamülümüz yok. Trafikte korna çaldığınız aracın kapısından önce beyzbol sopası çıkıyor. Su sıçrattıkları 72 yaşındaki dedeyi, arkalarından söylendiği için dönüp öldüresiye döven gençlerimiz, kediye benzin döküp, çakmakla tutuşturup kaçışını izleyen çocuklarımız var artık. 5 yaşındaki suriyeli bir çocuğu 3 yerinden bıçaklayacak kadar merhametsiz insanlar dolaşıyor aramızda. 

Oysa ki, bizler....genlerinde imece ruhu taşıyan bizler, komşusunun kömürünü taşıyan bizler, doğuma koşan, ölüme koşan, düğüne koşan bizler nasıl geldik bu hale? 

Şöyle geldik; sosyal mecralarda ne paylaşıyorsak o olduğumuzu zannettik hep. Beynimizin sevdiği bir dörtlükte kardeşlikten bahsediliyordu, paylaştı parmaklarımız. Köğeğin kediyi emzirdiği bir resmi beğendi gözlerimiz. Paylaş butonu da yakındı, paylaştık. Haksızlık edene küfrettik, alçaklar dedik, dürüstlükten bahsettik.....

hele dindar olduk dindar. Hiç olmadığımız kadar dindar olduk. Ayet, hadis paylaştık, sol elin görmemesi gerektiği amellerimizi, iyi amellerimizi selfilerle ölümsüzleştirdik, paylaştık. Devasa bir riya paylaştık sosyal medyada. Bu kadar güzel paylaşımdan sonra cehennemlik olamazdık. Ama malesef firavun ile yarıştık. Çoğumuz kendine tapan küçük firavunlara dönüştü. O yüzden herkesin sözü en doğru, herkesin lafı bir hikmet oldu. Bu kainat, birden fazla tanrıyı kaldıramazken, her birey elindeki telefonla küçük bir tanrı oldu ve mitolojik tanrılar gibi birbiriyle savaşa girdi.

Hastayız biz. Çok hastayız. Kaçımız bunu kabul eder bilmiyorum ama, hastalıkların en zor tedavi edileni, hastanın hastalığını kabul etmediği hastalıklardır. Bu özellikle ruhsal hastalıklar için geçerlidir. Psikoloğa gidersiniz, ve psikolog 10 seans sonunda size "sizin normal olduğunuzu ve etrafınızdaki insanlarda problem olduğunu" söyler. Çünkü bu sayede siz mutlu bir firavuncuk olursunuz, doktor sizdeki tüm nektarı ₺ almıştır, sıra çevrenizdeki problemli kişilerdedir. Herkes kazanmış gibidir ama toplum kaybeder. Çünkü bu sayede her yer, diğerinin hasta olduğuna inanan kişilerle dolar. Bundan sonraki süreçte ise şu olur; tüm toplum birbirini tedavi etme çabası içerisindeki bireylerden oluşur. "Hasta mısın sen oğlum" diye bir soruyu soran kişi elindeki beyzbol sopası ile arabasından iniyorsa amacı iyileştirmektir. Zira ben, üzerine "kas gevşetici" yazılmış beyzbol sopası gördüm. Bir gün resmini çeker atarım.

90larda popüler olmuş bir şarkı vardı, 90larda çocuk olanlar veya o dönemin gençleri hatırlayacaklardır. Biliyorsunuz, 90larda facebook yoktu, windows bile yeni idi. MIRC diye bir chat programı ile dos sistemi üzerinden sohbetler edilirdi. Bunlar bile 90ların ikinci yarısında gerçekleşti. Bahsettiğim şarkı Sertab Erener'e ait olan "sakin ol" adlı şarkı. Bu şarkı moda olduğunda, henüz sadece 3 veya 4 kanalımız vardı, geceleri TV kapalı olurdu. Trt 1 de Bizimkiler dizisi vardı, ki bu diziler toplumu birleştirici senaryolarla yapılırdı. Düşünsenize "Biri Bizi Gözetliyor" ve "Gelinim olurmusun" adlı bombaların pimi bile daha çekilmemişti. Bahsettiğim şarkıya emekleri geçen Uzay Heparı ve Sezen Aksu, nasıl olmuş da günümüz sosyal koşullarını, daha o günlerden bir şarkıya dönüştürmüşler ki, "cuk" diye oturuyor şimdiki duruma. 
Şimdi sizlere bu şarkının sözlerini veriyorum, bir okuyun. Hafızanızda, anılardan bir melodi duyulsun. 
Bir üzüldüğüm konu da şudur ki; malesef, yazımın ilham kaynağı olan bu şarkının verdiği mesaj, oynaklığının ve çekilen klibinin iticiliğinin kurbanı olmuştur. Hakettiği değeri görmemiştir.

Fahri Cindoğlu

Of bu ne sinir bu ne öfke
Aman bir telaş bir acele
Herkes birbirini boğacak
Bu gidişle sonumuz ne olacak

Kimi takmış alaturkaya
Kimi batıdan şikayetçi
E ne var sanki bunda kızacak
Dünya hali bu gelip geçici

Hişt hişt sakin ol sinirlerine hakim ol
Hişt hişt sakin ol sinirlerine hakim ol

Kimi lahmacundan utanır
Kimi her önüne gelene gıcık
Ya uzak herkes birbirine
Ya ilişkiler vıcık vıcık

Kimi entellere düşman
Kiminden cehalete prim
Bu ne manasız didişme
Kimse kimseye bir şey öğretemez mirim

Ölümlü dünya ölümlü insan
Ha alim olsan ha zalim olsan

Herkesin doğrusu en doğru
Herkesin lafı bir hikmet
Sıradan şeyler de konuşalım
İş mi yani birbirimizi yemek

İlle de kusursuz olmalı
Hata yapmaya da hakkımız yok
Üçüncü şahıslar için herkes
Sancılar içinde bu kadarı da çok

Bu haber hakkında fikirlerini paylaş
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Sibel Can'ın balkon pozu değişti
Sibel Can'ın balkon pozu değişti
İngiltere Kraliçe'nin Cinsel Hayatını Konuşuyor
İngiltere Kraliçe'nin Cinsel Hayatını Konuşuyor